Bu yazının aslı Birikim Dergisi’nin 378. Sayısı’nda yayınlanmıştır.
BÜYÜK ÇAMLICA CAMİİ
“….Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet! duygusuyla coğrafyamıza vurduğumuz mühürler olan camilerimiz kıyamete kadar ruhumuzu beslemeyi sürdüreceklerdir. İstanbul’un en güzel tepelerinden Çamlıca’da inşa ettiğimiz bu eser, İnşallah asırlar boyu milletimize ışık tutan bir şehadetname olacaktır….”
Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhurbaşkanı, Haziran 2018
Büyük Çamlıca Camii’nin duvarına işli mermer levhada yazan bu sözler Türkiye’de inşa edilmiş bu en büyük camiine yüklenen yeni milli kimlik misyonunu ilk ağızdan vurguluyor. Nitekim imanın şartlarını temsilen 6 minaresinden dördü Malazgirt Savaşı’na ithafen 107,1 metre boyunda olan, 72 metrelik ana kubbesi “İstanbul’da yaşayan 72 milleti?” temsil eden ve 34 metre çapındaki kubbesiyle İstanbul’a atıf yapan bir semboller topluluğu Büyük Çamlıca Camii.
İstanbul’un plaka numarasına göre düzenlenmiş kubbe yüksekliğinin 16. yüzyıl Osmanlı mimari formuna ne kadar uygun olduğu salt mimari açıdan değerlendirilemeyecek kadar siyasi bir konu. İstanbul’un her yerinden görülecek şekilde doğal sit alanı olan Çamlıca Tepesi’ne inşa edilen cami, ecdattan devralınan mirasın, ölçülerini de büyüterek, bugünden geleceğe aktarımını sembolik düzeyde yeniden üretiyor (Tokdoğan, 2018). Ancak yapı, bu haliyle öykündüğü Osmanlı’yı mimari olarak aşmaktan çok “operatif bir İslamcılık teknisyenliği” ile taklit ediyor (Sayın, 2018). Nitekim planlanmasından yapımına kadar Cami’nin en çok vurgulanan öğeleri büyüklüğü ve yapım tekniği.
Nasıl ki ilk padişahlardan itibaren kazanılan topraklara inşa edilen/ dönüştürülen en büyük bina cami ise ve nasıl ki fethi tescil edip kalpleri de kazanıyorsa (Parlak, 2020) Çamlıca Camii’nin de rejim mücadelesinde bir iç fetih sembolü olduğu da iddia edilebilir.
Ancak sembolik önemi su götürmez olan böyle büyük bir projenin salt rıza üretimine dönük bir sosyal masraf harcaması olarak değerlendirilmesi mümkün mü? (O’Connor, 1973) Basına 100 milyon dolar civarında maliyeti olduğu yansıyan bir kamu harcaması eş zamanlı olarak sermaye birikimine dönük bir sosyal yatırım harcaması olarak da değerlendirilebilir mi?
Her şeyden önce gerek gündelik gerekse ideolojik anlamları taşımak için inşa edilen mekânlar mevcut ekonomipolitik dinamiklere tabi (Batuman, 2019).
Büyük Çamlıca Camii özelinde baktığımızda ise mevcut birikim modelinden pay almayan hatta zarar gören geniş halk kitleler üzerinde hegemonya tesisi için bu tür harcamaların ne kadar kullanışlı olduğu aşikâr.
Diğer yandan önceden kamusal bir sit alanı olması sebebiyle korunmuş ve yasal olarak mübadele değeri olmayan bir alana bu denli simgesel bir yapının inşa edilmiş olması, çevresinin değerini de büyük ölçüde artırıyor.
Nitekim Çamlıca Camii inşa bulunduğu bölgeye eskinden inşa edilmiş camileri yıkmak pahasına hâlihazırda yaşayan cemaati de yerinden ederek bilindik kentsel dönüşüm hikâyesini tekrarlıyor (Çavdar, 2020). İstanbul’un yeni simge yapısının soylulaştırdığı bu alanda mevcut mukimlerin üst gelir gruplarıyla “piyasa mekanizması yoluyla” yer değiştirmesi kuvvetle muhtemel.
Türkiye’de kentsel dönüşümün kamu eliyle ortaya çıkardığı rantın inşaat ekonomisinin motoru olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Büyük Çamlıca Camii’nin sermaye birikimi ile ilişkisi daha net anlaşılabiliyor. Nitekim Büyük Çamlıca Camii’nin civarındaki mahallelerde yatay mimarili tarihi Üsküdar evleri konseptli kentsel dönüşüm projesi devam ediyor.(Toki Haber Dergisi, 2020).
Ancak salt kullanım değeri olarak, siyaset eliyle üretilen muazzam büyüklükteki bu kamusal mekânın işlevinin ne olup ne olmadığı da ayrıca değerlendirmeye değer.
Sembolik ve ekonomipolitik saikleri bir kenara bıraktığımızda Mimar Louis Sullivan’ın “biçim işlevi izler” prensibinden hareketle bu yapının öncelikli işlevinin ne olduğu sorusu akla geliyor. Ya da diğer bir deyişle kentsel yerleşimin hayli dışında olan bu denli iddialı bir yapıya insanları salt bir ibadethane olduğu için çekmek mümkün mü?
Arapçada cem bir araya gelmek demekken cami toplayan bir araya getiren anlamına geliyor. Bu kadar büyük bir cemaati toplayıp toplayamayacağı soru işareti olan Cami aynı anda 63.000 kişinin namaz kılabileceği kapasitede inşa edilmiş.
Caminin içine baktığımızda göze ilk çarpan şey kapalı bir mekân için hayal edilmesi zor bir kubbe yüksekliği ile kubbenin altında sallanan devasa avize. Bu bileşim camiyi ziyarete gelen insanları adeta hiçleştiriyor. Muazzam ölçekteki yapıyı ziyaret edenlerin muhtemelen kendilerini küçük hissederek yapıya karşı korkuyla karışık bir saygı duyması ve belki de yapının temsil ettiği dünyevi/ruhani büyüklüğe boyun eğmesi istenmiş.
Üç katlı olan caminin en üst katına çıkıldığında ise bu denli büyük bir yapının ne ölçüde boşluklara sebep olduğu daha iyi anlaşılıyor. Normal bir hafta sonunda, ziyaretçilerin cami içinde birbirlerine temas etmeleri neredeyse imkânsız. Mimarinin aynı zamanda boşlukları da tasarlamak olduğu göz önünde bulundurulduğunda büyüklük fetişinin mimariye galip geldiğini iddia etmek zor değil.
Klasik Osmanlı Camilerinden farklı olarak caminin girişi ile avlu arasındaki kot farkından dolayı avluya doğrudan ulaşılamıyor. Bu sebeple daha çok AVM’lerde karşımıza çıkan asansörlü ve yürüyen merdivenli çözümler üretilmiş. Keza AVM’lerde olduğu gibi yapımı devam eden dükkân, kütüphane gibi alanların bir kısmının önünden geçmeden avluya ulaşmak mümkün olmuyor.
İstanbul’un her yerinden görülecek biçimde yapılmasının doğal sonucu olarak Cami tüm boğaza hâkim. Seyir terasından ziyaretçiler eşsiz İstanbul manzarasını izleyebiliyorlar. Cami büyük oranda yerleşimin az olduğu, İstanbul ölçeğinde ulaşımın zor sağlandığı bir alana inşa edildiğinden, gelen ziyaretçilerin yalnızca ibadet edip gitmesinden ziyade, mekânda vakit geçirmesi için fırsatlar sunma iddiasında. Bu yüzden de sanat galerisi, müze, kütüphane, konferans salonu, kütüphane gibi işlevlerle yapı namaz haricinde de yaşayan bir mekâna dönüştürülmek istenmiş.
Caminin dış avlusu ve bahçesi ziyaretçilerin mermer kaplı geniş alanlarda yürüyerek manzarayı seyredecekleri bir şekilde tasarlanmış. Bu alanların olağanüstü bir talep olmadığı sürece ibadet için kullanılması mümkün görünmüyor. O yüzden de seyirlik olarak ziyaretçilerin sıkça kullandığı alanların başında bahçe ve dış avlu geliyor.
Caminin ibadethane haricindeki iç mekânlarına bakıldığında ise konforun ön planda tutulduğu görülüyor. Caminin iç katları arasındaki asansörler merdivenlerle çıkılması ciddi efor isteyen mesafeleri kısaltırken, fuayede yer alan koltuklar cami ziyareti sonunda dinlenip soluk almak için fırsat sağlıyor. Tasarımı oteli andıran bu mekânlar yerli ve yabancı ziyaretçilerin ibadetlerini yapıp arada kalan zamanda günün kalanını rahat bir biçimde geçirmesine yetecek imkânları sunuyor.
Başta sorduğumuz soruya dönecek olursak Büyük Çamlıca Camii’ne baktığımızda Yeni Türkiye sembolizmi ile büyüklüğü; sunduğu imkânlar ile ziyaretçi sayısı arasında illiyet bağı kurmak mümkün. Ancak münhasıran bir ibadethane olarak Büyük Çamlıca Camii, maalesef herhangi ortalama bir AVM mescidinden daha işlevsel değil.
Kaynakça
Batuman, B. (2019), Milletin Mimarisi, İstanbul: Metis Yayınları
Çavdar, A. (2020), “Kutsal Hırsın Beton Gölgesi: Çamlıca Camii Neyin Anıtı?” , Otoriter Neoliberalizmin Gölgesinde: Kent, Mekan, İnsan, (der) Şerife Geniş, Ankara: Nika Yayınları
O’Connor, J. (1973), The Fiscal Crisis of the State, New York: ST. Martin’s Press
Parlak, D. (2020), Laikleşme Sürecinde Camiler, İstanbul: İletişim Yayınları
Sayın, Z. (2018), Ölüm Terbiyesi, İstanbul: Metis Yayınları
Tokdoğan, N. (2018), Yeni Osmanlıcılık, İstanbul: İletişim Yayınları